Bir Yargılamanın Açık Çelişkileri: Yıllar sonra Hala Yanıtlanamayan Sorular

Bir Yargılamanın Açık Çelişkileri: Yıllar sonra Hala Yanıtlanamayan Sorular
25/01/2026

15 Temmuz tiyatrosu sonrasında açılan davalara ait SEGBİS çözüm tutanakları, yıllar geçmesine rağmen yargılamalarda süregelen delil yetersizliği, zaman çelişkileri ve usul sorunlarını gözler önüne sermeye devam ediyor. Ankara’da görülen bir dosyada yer alan savunma beyanları, bir rütbeli askerin olay gecesi ve sonrasında yaşadıkları ile iddianamede çizilen tablo arasında derin bir kopukluk olduğunu ortaya koyuyor.

SEGBİS kayıtlarına yansıyan ifadelerde, askerin kendisine yöneltilen suçlamaların hiçbirinin şahsi ve somut bir fiile dayanmadığını defalarca vurguladığı görülüyor. Buna rağmen dosyada, ağır suç isnatlarının soyut değerlendirmeler üzerinden kurulduğu dikkat çekiyor.

“Ne Emir Verdım, Ne Silah Kullandım”

Savunmanın merkezinde yer alan temel nokta net:

Rütbeli asker, olay gecesi boyunca herhangi bir ateş etme, silah kullanma, emir verme ya da yönlendirme eyleminde bulunmadığını ifade ediyor. SEGBİS kayıtlarında geçen beyanlarda, askerin görev tanımı gereği bulunduğu konumun, sonradan cezai sorumluluk gerekçesine dönüştürüldüğü savunuluyor.

Mahkeme huzurunda şu ifade kayda geçiyor:

“Bana isnat edilen suçlar, yaptığım bir fiilden değil, bulunduğum pozisyondan kaynaklanıyor.”

Bu beyan, ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan şahsilik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki tartışmaları güçlendiriyor.

Zaman Çizelgesi ile İddianame Uyuşmuyor

SEGBİS tutanaklarında en çok üzerinde durulan konulardan biri, olay gecesine ilişkin saat uyuşmazlıkları. Savunmaya göre iddianamede kabul edilen zaman aralıkları ile kamera kayıtları, tanık anlatımları ve askerlerin hareket çizelgeleri arasında ciddi farklar bulunuyor.

Rütbeli asker, kendisine isnat edilen en ağır fiillerin işlendiği saatlerde olay mahallinde olmadığını, buna rağmen tüm suçlardan sorumlu tutulduğunu dile getiriyor. Savunma makamı bu durumu şu soruyla özetliyor:

“Fiilin işlendiği saatlerde orada bulunmayan bir kişi, bu fiillerden nasıl sorumlu tutulabilir?”

Bu soruya iddianamede açık ve somut bir yanıt verilmediği görülüyor.

Gözaltı Süreci: Hukuki İşlem mi, Cezalandırma mı?

SEGBİS kayıtlarında yalnızca olay gecesi değil, gözaltı sürecine ilişkin anlatımlar da geniş yer tutuyor. Savunmaya göre rütbeli asker, herhangi bir direniş göstermeden teslim olmasına rağmen, gözaltı sürecinde hukuki sınırların dışında uygulamalara maruz kaldı.

Beyanlara göre asker:

Uzun süre kapalı alanlarda tutuldu

Fiziksel ve psikolojik baskıya maruz kaldı

Henüz yargılama başlamadan suçlu muamelesi gördü

Savunmada şu vurgu dikkat çekiyor:

“Daha mahkeme görmeden, suçlu ilan edilmiş gibiydik.”

Bu anlatımlar, masumiyet karinesinin fiilen ortadan kalktığı yönündeki eleştirileri beraberinde getiriyor.

Delil Sorunu: Anlatım Var, Fiil Yok

Dosyanın en dikkat çeken yönlerinden biri de delil meselesi. SEGBİS kayıtlarına göre iddianamede uzun anlatımlar, değerlendirmeler ve yorumlar yer almasına rağmen, bu anlatımların hangi somut eyleme dayandığı açıkça gösterilmiyor.

Savunma tarafı, iddianamenin birçok bölümünde:

  • Lehe delillerin dikkate alınmadığını
  • Aleyhe delillerin somutlaştırılmadığını
  • Aynı olayların farklı sanıklar için farklı yorumlandığını

ifade ediyor.

Bir müdafinin mahkeme huzurunda kullandığı şu cümle, dosyanın genel çerçevesini özetliyor:

“Bu dosyada ses var ama görüntü yok.”

Yargılama Bir Kişiden Fazlasını İlgilendiriyor

SEGBİS çözüm tutanaklarına yansıyan bu savunmalar, yalnızca bir rütbeli askerin değil, 15 Temmuz sonrasında açılan pek çok davanın ortak sorunlarını görünür kılıyor. Somut fiil yerine varsayımlara dayanan suçlamalar, zaman ve delil çelişkileri giderilmeden sürdürülen yargılamalar, hukuk devleti ilkeleri açısından ciddi tartışmalar yaratıyor.

Dosya, şu soruyu yeniden gündeme taşıyor:

Somut fiil olmadan, zaman ve delil çelişkileri giderilmeden verilen kararlar, adalet duygusunu nasıl tesis edebilir?

Asım Durmaz