"ASIRLIK YALAN”: TİTİZLİKLE KURGULANMIŞ BİR SARAY SENARYOSU-2
Serinin ilk yazısında, 15 Temmuz’un 10. yıl dönümünde devasa bir bütçe ve bürokrasi seferberliğiyle inşa edilen "Asırlık Gece" adlı dizinin genel hatlarını, propaganda mantığını ve resmî kurguyu koruma misyonunu masaya yatırmıştık. İktidarın meşruiyet krizini örtbas etmek ve o gecenin karanlık noktalarını sümen altı etmek üzere tasarlanan bu yapım, sadece bir televizyon projesi değil; hafızayı yeniden şekillendirmeyi hedefleyen siyasi bir mühendislik ürünüdür. Bu ikinci yazıda, söz konusu siyasi aklın senaryoya nasıl enjekte edildiğini görmek adına ekranın arkasına geçiyoruz. Olayların canlı şahidi olan Harbiyeliler, karartılan dijital kayıtlar ve o gece yaşanan ölümlere dair ana başlıkları bulacağınız bu ikinci bölümde; resmî anlatının, somut hukuki gerçekler, mahkeme tutanakları ve tanık beyanları karşısında nasıl tel tel döküldüğünü deşifre etmeye devam ediyoruz.
Bir Kuşağın İnfazı, Tuzaklanarak Müebbet Verilen Harbiyeliler
TRT 1’de yayınlanan Asırlık Gece dizisinde ve Turkuvaz Kitap’tan çıkan aynı isimli kitapta, 15 Temmuz gecesine dair inşa edilen en vicdansız kurgu, henüz 18 yaşına basmamış gencecik Askerî Öğrencilerin (Harbiyelilerin) ve erlerin sözde „darbeciler“ olarak etiketlenmesidir.
Saray avukatının kaleme aldığı metin ve ekranlara taşınan senaryo; kışlalara hapsedilen, „terör saldırısı var“, „tatbikat var“, veya „emniyetli bölgeye intikal var“ denilerek otobüslere bindirilen gençleri bir çuvala doldurarak cezalandıran siyasi yargı kararlarını aklama amacı taşımaktadır.
Ancak Saray’ın bu devasa yalanını kökünden sarsan ve kurguyu tamamen çökerten en büyük tanıklık; bizzat o geceyi yaşayan Harbiyelilerin birinci ağızdan olanları anlattığı „Mavi Otobüs 1“ ve 10. Yılda yayınlanan „Mavi Otobüs 2“ belgeselleridir. Bu belgeseller, Harbiyelilerin nasıl adım adım kurgulanmış bir tuzağın içine çekildiklerini ve sahaya tabiri caizse „kurban“ olarak sürüldüklerini silinmez bir şekilde tarihe not düşmüştür.
Mavi Otobüsteki „Terör ve Tatbikat“ Tuzağı
Kitapta ve dizide Hava Harp Okulu, Kara Harp Okulu ve Astsubay Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin kışladan çıkışı, sanki önceden planlanmış bir kalkışmanın gönüllü neferleriymiş gibi sunulmaktadır.
* Bizzat Yaşayanların Anlatımı: Mavi Otobüs belgesellerinde Harbiyelilerin de aktardığı üzere; 15 Temmuz akşamı kamplardan veya kışlalardan çıkarılan öğrencilerin tamamına „Terör eylemi var, kışlaya/karargâha saldırı düzenleniyor, emniyete/emniyetli bölgeye gidiyoruz“ denilmiştir.
* Askerî Hiyerarşi ve Emir-Komuta: Askerî hiyerarşide 18 yaşındaki bir öğrencinin sıralı amirinin „Otobüse binin“ emrini sorgulama imkânı hukuken ve fiilen yoktur.
* Tuzaklanmış Mavi Otobüsler: Harbiyelileri taşıyan o ikonik „Mavi Otobüsler“, saat 14:30’dan beri darbe ihbarını bilen ama kışla kapılarını kapatmayan irade tarafından bilerek ve isteyerek, galeyana getirilmiş kitlelerin ve kurşunların önüne sürülmüştür.
Katledilen Harbiyeliler ve İflas Eden „Darbeci“ Masalı
TRT ekranlarında reyting ve ajitasyon malzemesi yapılmak istenen sahnelerde, Boğaziçi Köprüsü’nde veya Genelkurmay önünde bekleyen askerî öğrenciler gerçek dışı bir şekilde „halka ateş açan askerler“ olarak resmedilmektedir. Ancak gerçek tamamen farklıdır.
* Silahını Bırakan Gençler: Mahkeme tutanakları ve belgeseldeki tanıklıklar açıkça göstermektedir ki; Mavi Otobüslerden indiklerinde ne olduğunu anlamaya çalışan Harbiyelilerin hiçbir suç kastı olmamış, olayı kavradıkları anda silahlarını teslim etmiş ve hiçbir suç işlememişlerdir.
* Linç Edilen ve Can Veren Fidanlar: Boğaz Köprüsü’nde ne olduğundan habersiz bir şekilde Mavi Otobüs’ten indirildikten sonra vahşice katledilen Hava Harp Okulu öğrencileri Murat Tekin ve Ragıp Enes Katran hakikati, Saray avukatının kitabında ve TRT’nin ısmarlama dizisinde tamamen sümen altı edilmiştir. 18 yaşındaki bu gençlerin katilleri serbest bırakılırken, otobüsten sağ çıkabilen arkadaşlarına müebbet hapis cezaları yağdırılmıştır.
„Mavi Otobüs 2“ Haberinin Deşifre Ettiği 10 Yıllık Hukuk Felaketi
10. Yılda yayınlanan Mavi Otobüs 2 belgeseli, 10 yıldır karanlıkta bırakılmak istenen gerçekleri ve mağdur edilen Harbiyelilerin adalet mücadelesini bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır.
* Suç Unsuru Yok, Siyasi İntikam Var: Ceza hukukunun en temel kuralı olan „suç kastı“, kışladan her şeyden habersiz olarak çıkan bu öğrenciler için tamamen yok sayılmıştır.
* AİHM Kararları ve Tescillenen İşkence: Yıllar süren yargılamaların ardından AİHM ve uluslararası hukuk mercileri, Harbiyelilere verilen cezaların „siyasi” ve “hukuki dayanaktan yoksun“ olduğunu tescillemiştir. Belgesellerde ilk ağızdan anlatılan gözaltı sürecindeki ağır işkenceler, Saray avukatının „hukuk“ kurgusunu suratına bir tokat gibi çarpmaktadır.
Kamera Kayıtları, Hard Disk'ler ve Karartılan Bilişim Delilleri
15 Temmuz yargılamalarında karşımıza çıkan bir diğer konu ise dijital verilerin taraflı bir şekilde kullanılması ve manipüle edilmesidir. Söz konusu dizide kullanılan sahneler de bunun örnekleri ile doludur.
* Bilirkişi Raporlarındaki Sahtecilikler: TRT’nin servis ettiği montajlı görüntülere karşılık, bağımsız adli bilişim uzmanlarının yaptığı incelemelerde; görüntülerdeki zaman kodlarının (timestamp) değiştirildiği, kesintiler yapıldığı ve kişilerin teşhisinde sahte eşleştirmeler kullanıldığı tescillenmiştir.
* Seçmeli Delil Servisi: Mahkemede savunma tarafının „Kamera kayıtlarının tamamını ham haliyle istiyoruz“ talepleri, Saray kontrolündeki mahkeme heyetleri tarafından sistematik olarak reddedilmiştir. Sadece Saray avukatının ajandasına yarayan 3-5 saniyelik kesitler medyaya servis edilmiştir.
İşkence Altında İmzalatılan İfadeler ve Kurgu „İtiraflar“
Asırlık Gece dizisinin dramatik sahnelerinde sıklıkla başvurulan „itirafçı sanık“ beyanları, rejim polisinin ve jandarmasının kışlalarda ve emniyet bodrumlarında kurduğu işkence merkezlerinin ürünüdür.
* Sistemik İşkence ve Darp: Gözaltına alınan her rütbeden asker insanlık dışı fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz bırakıldıktan sonra aileleriyle tehdit edilerek önceden hazırlanmış metinler imzalatılmıştır.
* Mahkemede Ret Edilen İfadeler: Sanıkların neredeyse tamamı, adil yargılanma imkânı buldukları ilk mahkeme oturumlarında Emniyet’te alınan ifadelerin işkence altında zorla imzalatıldığını belirterek bu ifadeleri reddetmişlerdir. Ancak TRT dizisi, bu işkence kurgusunu görmezden gelerek o sahte ifadeleri „tarihi itiraf“ gibi pazarlamaktadır.
Kamera kayıtlarını montajlayan, hard diskleri karartan ve işkenceyle ifade imzalatan siyasi akıl; TRT ekranlarında yayınladığı diziyle toplumun gözünü boyayabileceğini sanmaktadır. Ancak mahkeme zabıtlarındaki çelişkiler ve karartılan dijital delillerin varlığı, Saray avukatının bu kurgusunu da kökünden çürütmüştür.
„251 Vatandaşımızı Öldürdüler!“ Söyleminin Çöküşü ve Otopsi Gerçekleri
Asırlık Gece projesinin üzerine oturtulduğu en hayati taşıyıcı bacaklardan biri de „251 Şehit“ söylemidir.
Ekranlara taşınan sahneler, „halkın üzerine ateş açan askerler“ yalanına meşruiyet kazandırmak üzere tasarlanmıştır.
Ancak hayatını kaybeden 251 vatandaşımızın ölüm sebepleri, sitemizde yayınlanmış olan “251 Şehit Gerçeği (The Reality of 251 Deaths)” raporunda da açıkça görülebileceği gibi; mahkeme duruşma tutanakları, balistik raporlar, köprüdeki kamera kayıtları ve adli tıp incelemeleriyle birleştiğinde son derece sarsıcı bir hakikati tescillemektedir. Bu rapor çalışması kapsamında şimdiye kadar incelenen ölümlerden 76 tanesinin nedeninin askerin açtığı ateş olamayacağı delilleri ile açıkça ortaya konulmuştur. Gönüllülerin sürdürdüğü bu çalışma yeni dosyalar ile devam etmektedir. Dolayısıyla rejimin üzerine kapandığı „251 Şehit“ söylemi, tetiği çeken karanlık odakları, köprü kulelerindeki keskin nişancıları ve TSK dışı unsurları gizlemek için kurgulanmış devasa bir hukuki sahteciliktir.
251 Ölüm Dosyasının Arkasındaki Manipülasyon
Resmî söylemde 251 sayısı, sanki failleri belliymiş, adli incelemeleri eksiksiz yapılmış ve kışladan çıkarılan askerlerin silahlarıyla vurulmuş gibi yansıtılır. Oysa araştırma sonuçları hiç de öyle değildir:
149 Dosyada Sistematik Karartma: 251 dosyanın 149’unda adli tıp raporları, kovan balistik analizleri ve otopsi çekirdek incelemeleri mahkemelerden ve kamuoyundan gizlenmekte, bilgi akışı kasten engellenmektedir. Rejim, kendi kurduğu söyleme zarar vereceği için bu dosyaların kapağını açmamaktadır.
Çözülen 76 Dosyadaki Gerçekler: Çözülen dosyalarda yapılan incelemeler; askerlerin bulunmadığı noktalarda yaşanan ölümleri, TSK envanterinde olmayan silahlarla yapılan atışları, yaşadığı bir kaza sonucu meydana gelmiş ölümleri ve hatta olay gecesinden günler sonra gerçekleşen veya olay yerinin çok uzağında gerçekleşen ölümlerin de bu listeye eklendiğini belgelemiştir.
Şişirilmiş Liste Kurgusu: Bütün bunlara ilave olarak, kalp krizinden hayatını kaybedenlerin, kazaen kendi arkadaşlarını vuranların veya olay yerinde asker bulunmayan bölgelerde hayatını kaybeden sivil vatandaşların „251 Şehit“ listesine dahil edilmesi, tamamen siyasi yargılamalara ve TRT dizisine yapay bir meşruiyet ve ajitasyon zemini sağlamak içindir.
Köprüdeki Karanlık Oyun: Gizlenen Keskin Nişancılar (Sniper) Skandalı
Asırlık Gece dizisinin köprü sahnelerinde, 18-19 yaşındaki Mavi Otobüs mağduru Harbiyeliler ve erler „halka ateş eden“ olarak gösterilerek muazzam bir algı operasyonu yürütülmektedir. Ancak araştırmanın „Köprü ve Keskin Nişancılar“ dosyasındaki somut tespitleri kurguyu darmadağın etmektedir:
Gişe ve Kule Üzerindeki Keskin Nişancılar: 15 Temmuz gecesi Boğaziçi Köprüsü’nde halkın ve güvenlik güçlerinin üzerine yöneltilen ölümcül atışların önemli bir kısmının; köprü kulelerine, gişelerin üst kısımlarına ve karanlık noktalara konuşlandırılmış kimliği belirsiz keskin nişancılar (sniper) tarafından yapıldığı mahkeme ifadeleri, tanık beyanları ve kovan açılarıyla sabittir.
Tepeden ve Yüksek Açıdan Atış Raporları: Otopsi raporlarında mermilerin giriş-çıkış açıları (yukarıdan aşağıya dik atış) köprü üzerinde hizada duran askeri öğrencilerin silah seviyesiyle uyuşmamaktadır.
Sırtından Vurulan Vatandaşlar ve Polisler: Köprüde yüzü askerlere dönük duran sivil vatandaşların sırtlarından vurulduklarına dair adli tıp kayıtları, tetiği çekenlerin askerlerin önündekiler değil, arkada ve yüksek noktalarda konuşlanmış karanlık yapılar olduğunu kanıtlamaktadır. Ancak bu adli tıp raporları Saray avukatının kitabında ve TRT dizisinde tamamen yok sayılmıştır.
Otopsi Raporlarında Gizlenen „TSK Dışı Silahlar“
Rapor araştırmasının mahkeme kütüklerinden derlediği adli tıp verileri, vurulma vakalarındaki mermi çekirdeklerinin niteliğini ve tetiği çekenlerin kimliğini açıkça ortaya koymaktadır:
Tabanca, Av Tüfeği ve Envanter Dışı Mermiler: Otopsisi tamamlanan maktullerin bedenlerinden TSK’nın standart piyade tüfeği (G3 / HK33 – 7.62mm ve 5.56mm) dışındaki tabanca mermileri, av tüfeği saçmaları ve TSK envanterinde yer almayan özel nişancı mermileri çıkmıştır.
Reddedilen Kriminal Eşleştirme Talepleri: Sanık avukatlarının mahkemelerden talep ettiği „Maktullerden çıkan mermiler ile olay yerindeki askerlerin silahlarını kriminal olarak eşleştirin“ talepleri rejimin kontrolündeki mahkemelerce sistematik olarak reddedilmiştir. Çünkü balistik inceleme yapıldığı an, ölümlerin askerler tarafından değil, sahaya sürülen provokatörler ve gizli keskin nişancılar tarafından gerçekleştirildiği hukuken tescillenecektir.
Turkuvaz Kitap imzalı Asırlık Gece ve TRT’nin dev bütçeli algı yapımı; 15 Temmuz’un arkasındaki MİT-Karargâh kumpasını, Mavi Otobüslere kurulan tuzağı ve karartılan adli bilişim delillerini örtbas edebilmek için „251 Şehit“ söylemini dokunulmaz bir kalkan olarak kullanmıştır.
251 Şehit Gerçeği (The Reality of 251 Deaths) Raporunda ortaya konulan istatistiki veriler, köprü kulelerindeki keskin nişancı gerçeği ve karartılan otopsi raporları; rejimin üzerine oturduğu bu sahte bacağı kökünden kırmıştır.
Asım Durmaz